Rüya dönemi uykunun yaklaşık beşte birini oluşturan, sağlıklı bireylerin gece boyunca 5-6 kez içine girdikleri, bu dönemden uyanmadıkları sürece de hatırlayamadıkları, herkes tarafından merak edilen bir uyku dönemidir.

Rüyalar bir şeylerin habercisi midir, sevdiğimiz insanı çok düşünürsek rüyada görebilir miyiz, geçmişle bir bağlantısı var mıdır gibi sayıları çoğaltılabilecek birçok soruyu da içinde barındırır.

En çok hatırlanan rüyalar, sabaha karşı görülen ve gece içi rüya dönemlerinden de daha uzun süreli olan ve ardından uyandığımız rüyalardır. Henüz pek yeni iken kendi kendimize detaylandırırsak hafızamızda kalan, detaylandırma çabamız yok ise öğleye doğru ayrıntılarını kaybettiğimiz rüyalardır bunlar.

Kişiye özel bir içeriğe sahiptir rüyalar; geçmişte yaşadıklarımız, gün içerisinde başımıza gelenler, yeni gördüğümüz şeyler ya da hissettiğimiz duygularla geçmişteki bağlantılar. Tüm bu ilişkilerin organize olduğu, tıpkı bir bilgisayarın arama hanesindeki kelimelerin eşleştiği dosyalar gibi eşleşmelerin yapıldığı ve ardından hafızaya atılarak bizde iz bırakmasına yardımcı olan uyku dönemidir rüyalar. Bu eşleşmeler yapılırken ortaya çıkan kaotik tablolar, bu da nerden çıktı diyebileceğimiz olaylar dizisi iyi değerlendirildiğinde mutlaka yaşadıklarımızdan izler taşır.  

Çocukken bir taziye evinde sarı boyalı bir odada elindeki topla oynayan bir çocuğun annesinin gelip topu elinden alması ve taziye evinde oyun oynanmayacağını söyleyerek kızması ile şekillenen bir olayda, yetişkin yaşta görülen rüyalarda sarı renk hep acı ve sıkıntılı olaylarla kişinin rüyalarına girebilmektedir. Hafızada bu kadar derin bir yere yerleşmiş bilgiler bile çok farklı bir şekilde rüyalarımıza yansımaktadır.

Toplumsal olayların yarattığı ortak duygulanımlarda ise kişilerin gördüğü rüyalar birbirine benzer olabilir.  Toplumsal gerilimin arttığı dönemlerde insanların üzerindeki baskı arttıkça uykular, dolayısıyla da rüya dönemleri bölünmeye başlar. İnsanlar daha çok rüya görmeye başlarlar hatta birbirlerine anlattıklarında benzer olayların rüyalarında olduğunu fark ederler. Yaşanan ortak acılar insanların belleklerindeki diğer olaylarla birleşip rüyalarda yer bulurlar. Kiminin rüyasında boğulup kalma hissi, kiminin rüyasında üzerine toprak atılıp oradan çıkamama hali.

Soma’da yaşananlardan sonra insanların rüyalarında, bunlara kabus demek daha doğru olur, böylesi içerikler var. Olayların içinde yer almayan insanların bile hafızasında böylesi etki bırakan toplumsal olaylar, kişilerin rüyalarında bu süreci yaşamalarına neden olur. Ortak yaşanan olaylar, acılar, mutluluklar bireylerin rüya içeriklerinin şekillenmesine, dolayısıyla da toplumsal bellek oluşumuna katkıda bulunur. Unutulur diye düşünülen olaylar ise hem kişisel hem de toplumsal bellekte kalır. Farklı bir dönemde, rüyada gördüğümüz başka bir olayda gelip karşımıza çıkar.

Prof. Dr. Zerrin Pelin